
Tyne Nehri'nin Dunston kasabası üç tane yiğit çıkardı bu şövalyeler ülkesinden. Ünlü futbol yorumcusu Ray Hudson, AC/DC'nin efsanevi solisti Brian Johnson bir de bizim Paul Gascoigne, nam-ı diğer Gazza. Bu ufak kasaba için, Johnson hariç iki tane dünyaca ünlü sima herhalde büyük ikramiyenin kasabalılara çıkması anlamına geliyor.
84-85 sezonunda kazandıkları FA Youth Cup finalinde Watford'a iki gol atınca o dönemin menajeri Jack Charlton ezeli düşmanları Sunderland kadrosuna almıştı Gazza'yı. 85-86 sezonunda birinci ligdeki ilk golünü ünlü filozof İbrahim Tatlıses'e gönderme yaparcasına "Dunston'da Oxford vardı da biz mi okumadık ?" diyerek Oxford United kalelerine gönderir.
Kimdir bu Dunston, Newcastle'lı diye bakarsak, başarılarla dolu futbolculuk kariyeriyle birlikte polis karakollarının da medar-ı iftarı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz bu ağır abinin.
4 yaşında futbola başlayan Gazza, 13 yaşındayken Newcastle United tarafından takıma kabul edilince çoktan ünlü olduğunda atacağı imzaya çalışmaya başlamıştı, hiç sevemediği okul sıralarında. 14 yaşında kankasıyla yürüttükleri bir şişe vodkayla sarhoş olduğunda futbol haricinde, dünyevi zevklerin de şampiyonu olacağının sinyallerini vermişti.
Kolay bir çocukluk değildi onunki. Ailecek tek bir odada 6 kişi yaşamaya çalışıyorlardı. Almanya'ya iş bulma umuduyla giden bir baba, çocuk yaşta kaybedilen dostlar, akabinde babanın beyin kanamasından 8 ay hastanede yatması bu yaşta bir çocuğun kolay kolay üstesinden gelemeyeceği travmatik durumlardı. Adeta Küçük Emrah filmlerinden çıkma gibiydi.
84-85 sezonunda kazandıkları FA Youth Cup finalinde Watford'a iki gol atınca o dönemin menajeri Jack Charlton ezeli düşmanları Sunderland kadrosuna almıştı Gazza'yı. 85-86 sezonunda birinci ligdeki ilk golünü ünlü filozof İbrahim Tatlıses'e gönderme yaparcasına "Dunston'da Oxford vardı da biz mi okumadık ?" diyerek Oxford United kalelerine gönderir.
87-88 sezonunda Yılın Genç Oyuncusu seçilen Gazza kendisinden beklenebileceği gibi alkollü şekilde araba kullanma, tesislerdeki traktörü soyunma odasının duvarına çarptırma gibi yeni hobiler de edinmeye başlamıştır bile.
Artık tabiri caizse Newcastle şehri dar gelmeye başlamıştır ona. Belki de bunun içindir ki, Sir Alex Ferguson'a söz vermesine rağmen Sir'ün Malta tatilini fırsat bilip Kuzey İngiltere şehri Manchester'dansa, büyülü, renkli, eğlenceli Londra şehrinin takımı Tottenham tercihi olmuştur.
Tottenham'la birlikte iki güzel sezon geçirdikten sonra artık Londra da dar gelmiş olacak ki, kendi tabiriyle dünyaya kendini ispatlamak adına İtalya'nın renkli başkenti Roma'nın Lazio kulübüne kapağı atmıştır.
Pek çok duygusal futbolcu gibi o da ısınamamıştır Roma'ya. Pek de başarılı sezonlar geçirdiği de söylenemez zaten başkentin sevilmeyen kulübünde. Oynadığı 47 maçta sadece 6 gol atabilmiştir. Kırılan çene kemiği, devam eden sakatlıklar, kırılan ayak derken koca 94-95 sezonunu pas geçmiştir bu futbol efsanesi.
O da kilt giyen erkeklerin ülkesi, İskoçya'lı Protestanlar'ın takımı Rangers'da alır soluğu.
96-97 sezonu belki de kariyerinin en başarılı sezonu olmuştur bu işçi çocuğunun. Lig şampiyonluğu, Lig kupası, İskoç Kupası'nın ardından İskoç futbolcular ve futbol yazarları tarafından yılın en başarılı futbolcusu ödülüne layık görülmüştür. Bir sezon önce altta vereceğim linkte daha net anlaşılacağı gibi, futbolculuk kariyeriyle birlikte nasıl usta bir komedyen olduğunu da cümle aleme ispat etmiştir.
Yavaş yavaş yaşlanmaya başlamış, alkol ve psikolojik problemler futbolunu olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Rangers'dan sonra sırasıyla Middlesbrough, Everton, Burnley, Çin kulübü Gansua Tianma (ki alkol ve psikolojik tedavi görmek için gittiği A.B.D'den, Çin'de patlak veren sars virüsünden korkup Çin'e dönmek istememiştir) ve A.B.D kulübü D.C United olmuştur sırasıyla durakları.
Futbolculuk kariyerinden sonra birkaç kulüpte menajerlik denediyse de pek başarılı olamamıştır bu futbol efsanesi. Hiçbir şey yeşil sahalar ve alkol kadar keyif verememiştir bu hayatta ona.
2005 ve 2006 yıllarında paparazzilerle adeta boks maçı yapıp tutuklanmasıyla, medyayla arasının ne kadar iyi olduğunu herkese ispat etmiştir.
Bir dönem günde 50 kutu Red Bull, şişelerce bira, Cin içen; bununla da yetinmeyip kokain kullanan bu futbol efsanesinin bu yaşa kadar gelebilmesi futbol tanrılarının onu ne kadar çok sevdiğinden olsa gerek. Ne olursa olsun bu duygusal, kasabalı çocuk dünya futbol tarihine adını çoktan yazdırmıştır. Gerek futbol, gerek ise futbol dışı yaşantısıyla.
"Bu kulübü ileriye götürmeye devam edeceğim. Ben futbolcu Paul Gascoigne'im."


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder