18.4.11

35 Yıl?

Old Trafford'da artık klasikleşen bir pankart yukarıda görülen. United taraftarının her sene yenilediği ve City'nin 1976 yılında kazandığı son Lig Kupası'na yaptığı atıfın resmi.

Hafta sonu oynanan yarı final maçında City, United'ı Yaya Toure'nin attığı golle eledi. 14 Mayıs'ta da Stoke City'le final maçına çıkacak.

Canti İtalyan Mancini, "United'ın pankartını yırtıp atacağız" buyurdu.

Büyük ihtimalle pankart önümüzdeki sene yenilenmeyecek ama bu kadar uzun süre kalması bile City taraftarını canından bezdirmiştir.

"Vurmayın beyler adam öldü..."

Barcelona vs. Real Madrid

Gitti 1, kaldı 3...

La Liga; Real Madrid 1:1 Barcelona
20/04/11 - Kral Kupası Finali
26/04/11 - Şampiyonlar Ligi Yarı Final İlk Maç
03/04/11 - Şampiyonlar Ligi Yarı Final İkinci Maç

5.4.11

Maradona vs. Pele



Maradona Arjantin'in tek tanrısıdır, Pele ise Brezilya'nın tanrılarından biri.
Maradona samimidir, Pele ise içten pazarlıklı.
Maradona golü yaratır, Pele golü atar.
Maradona halktandır, Pele ise sermayeden.
Maradona kokain kullanır, Pele ise insanları.
Maradona en iyidir, Pele ise iyilerden biri.
Maradona bizden biridir, Pele ise onlardan biri.
Maradona Arjantin'i sevme nedenidir, Pele ise Maradona'yı sevme nedeni.
Maradona kötü bir teknik direktördür, Pele ise kötü bir aktör.
Maradona siyahtır, Pele ise beyaz.

23.3.11

Kült #3 George Best


"I spent a lot of money on booze, birds and fast cars. The rest i've just squandered."*
*Paramın büyük kısmını alkole, kuşlara(kadınlara) ve arabalara harcadım. Kalan kısmı ise sadece ziyandı.

George Best

15.3.11

Galatasaray & Fenerbahçe


Efendim,

Dünyanın en büyük derbisi…

Biraz değil, bekli de fazlasıyla abartılı bir yaklaşım bana göre.

Ama iki takımın oynadığı her maç tutkulu, arzulu, stresli geçse de aslında bu düşmanlık, günümüzden çok daha uzun zaman önce başlamıştır.

3 Şubat 1934 tarihinde Taksim Stadı’nda yapılan maçın 60. dakikasında Galatasaraylı Kadri Dağ’ın, Fenerbahçeli M.Reşat Nayir’e attığı attığı tekme ve Kadri’nin üzerine doğru koşan Fenerbahçeli Fikret Arıcan’ın, Galatasaraylı Tevfik tarafından kucaklanıp, saha kenarına atılmasıyla saha bir anda karışmış, iki takım oyuncuları arasında başlayan kavgaya tribünlerdeki seyirciler de katılınca, olaylar iyice büyümüştür.

Yarıda kalan maçın ardından toplanan “Mıntıka Futbol Heyeti”, Türk spor tarihinin en ağır cezalarından birisini vermiş ve Fenerbahçe’den 9, Galatasaray’dan 8 futbolcu olmak üzere toplam 17 futbolcuyu uzun süreli cezalandırmıştır.

1990 yıllarda ise ezeli rekabet , FB’li yönetici Ömer Çavuşoğlu’nun GS bayrağını yırtması ve eski Galatasaray başkanı Ali Tanrıyar’ın "GS’yi sevmeyen ölsün" sözleri ile çığrından çıkmıştır.

2000’li yıllarda ise spor ahlakı ile bağdaşmasını bırakın, insan ahlâkına sığmayan birçok etkinlikle taraftarlar tarafından körüklenmiştir. Tribünlerden birbirlerine yumurta atmalar, futbolcu eşlerine galiz küfürler, rakip taraftar koltuklarına, hayvan pisliği konulması bu garip eğlencenin bir parçası olmuştur.

Aslında "Zıt kardeşler" Galatasaray-Fenerbahçe derbisinin hikayesi 17 Ocak 1909’a dayanır.

102 yıllık bu rekabetin ilk maçı ise Papaz’ın Çayırı’ında oynanmış ve Galatasaray rakibine 2-0 üstünlük sağlamıştır.

Hadi bırakın "en çok kim yendi" demeyi ve ilginç istatistik ve olaylara eğlenceli bir gözle bakalım.

1909’da oynanan ve Hakem Tahsin BAŞARAN’ın yönettiği ilk maçtan sonra ise Çek, İngiliz, Yunan, İtalyan, Avusturyalı, Alman, İsviçreli, Rumen, Macar, Yugoslav, Belçikalı ve Bulgar hakemler de zaman zaman bu derbide düdük çalmıştır.

Galatasaraylı Bahri Altıntabak, Fenerbahçeli Şeref Has ile Nezihi Tosuncuk, ezeli rekabet tarihinde hem kendi kalesine, hem de rakip kaleye gol atan oyuncular olmuş, Şevki Şenlen, Raşit Çetiner, İlyas Tüfekçi, Hasan Vezir, Saffet Sancaklı ve Tanju Çolak ise hem Galatasaray, hem de Fenerbahçe formasıyla, ezeli rekabette gol atma sevinci yaşamışlardır.

Jozsef Svensk, Peter Molloy, László Székely, Tomislav Kaloperović , Tomislav Ivić, Mustafa Denizli her iki takımda da görev yapmış teknik direktörler olurken, her iki takımın da formasını giyen futbolcu sayısı hiç de azımsanacak gibi değildir. Bu isimleri, Bekir Refet, Niyazi Tamakan, Naci Erdem, Mehmet Oğuz, Engin Verel, Güngör Tekin, Erdoğan Arıca, Raşit Çetiner, Selçuk Yula, Erhan Önal, İlyas Tüfekçi, Semih Yuvakuran, Hasan Vezir, Tanju Çolak, Mustafa Yücedağ, Benhur Babaoğlu Elvir Bolić, Emre Aşık, Ahmet Yıldırım, Emre Belözoğlu , Sedat Balkanlı, Saffet Sancaklı, Fatih Akyel, Elvir Baljić, Mehmet Yozgatlı, Abdullah Ercan, Sergen Yalçın , Haim Revivo,Servet Çetin,Stjepan Tomas, Caner Erkin diye kronolojik olarak sıralayabiliriz.

Galatasaray-Fenerbahçe maçlarında en çok oynama rekoru Turgay Şeren'e ait olup, derbi maçlarda sarı-kırmızılı kaleyi 55 kez korumuş ve bu rekabette en çok forma giyen futbolcu unvanına sahip olmuştur. Fenerbahçe’den ise Esat Kaner toplam 49 derbi maçında görev almıştır.

Ne ilginçtir ki bu sene 18 Mart’da oynanacak derbi de dahil olmak üzere Galatasaray ile Fenerbahçe en çok mart, en az ise temmuz aylarında karşılaşmıştır.

İki takım arasındaki 98 yıllık rekabette futbolcu ve yöneticilerin centilmence davranışları, bu zevkli mücadeleye renk katmıştır.

Bunlardan en iç gıdıklayıcı olanları ise;

Spor tarihçilerinin derlemelerine göre, rakiplerin birbirleriyle yapacakları bir maç öncesinde, Fenerbahçe Başkaptanı Galip Kulaksızoğlu, Galatasaraylılara, ''Oberle kardeşler hasta, Hasan da sakatlanmış. Sizi karşımızda eksik kadroyla görmek istemiyoruz. Dilerseniz maçı erteleyelim'' diye haber göndererek, maçın ertelenebileceğini haberini iletmiştir.

Fenerbahçe'nin bu önerisini kabul eden Galatasaray, oyuncuların iyileşmesinden sonra, 20 Ekim 1914'de yaptığı erteleme maçında sarı-lacivertli rakibini 6-1 yenmiştir.

Aynı kaynaklara göre, bu rekabetin yeni başladığı dönemlerde Galatasaray ile Fenerbahçe sporcuları ortak kiraladıkları bir evde kalıyorlar ve beraber ava çıkıyorlardı.

İki takım sporcuları geceleri bir araya gelerek sohbet ediyorlardı. Yine bir gece sohbetin koyulaştığı sırada Galatasaray'dan Ali Sami Yen, Fenerbahçelileri, ''Said, yarın bizimle maçınız var. Git yat ve dinlen'' diye uyardığı tarih sayfalarında yer almaktadır.

Son yıllarda ezeli rekabetteki maçların genelinde olaylar yaşanırken, Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın, rekabete centilmence yaklaşımıyla alkış aldı.

Sarı-kırmızılı ekibin 6 Kasım 2002'de, Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda rakibine 6-0'lık yenilgiyle tarihi hezimete uğradığı maçta, başkanlık sıfatıyla ilk Fenerbahçe derbisini izleyen Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın'ın, rakibinin attığı golleri alkışlayarak Fenerbahçeli yöneticileri kutlaması, maça damgasını vurdu.

Canaydın'ın bu centilmenlik gösterisi kendi camiasından bazı tepkiler alsa da Dünya Fair Play Konseyi (CIFP) tarafından 2002 Dünya Fair Play Ödülü'ne layık görüldü.

Özhan Canaydın ayrıca, bu davranışı nedeniyle, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK) tarafından düzenlenen ''Fair-Play Sportif Davranış Ödülü''nü aldı.

Zır kardeşlerin derbisinin skoru ne olursa olsun, her iki takımın adına yakışır, birbirini alkışlayacak şekilde geçer umarım.

Unutmayalım ki,
Beşiktaş olmadan, Galatasaray,
Galatasaray olmadan Fenerbahçe,
Bu takımlar olmadan Süper Lig olmaz.

baki selamlar…
‘SHARK^

13.3.11

Defol


Amerikalı bir sosyal bilimci olan Janet Lever 1983 yılında Brezilya futbol kültürünü anlattığı kitabı 'Soccer Madness'ta şöyle yazar;

"1966 Dünya Kupası'nda, bir Batı Almanyalı, kendi milli takımı ile İngiltere arasında oynanan final maçı esnasında televizyonu bozulduğu için kendini vurmuştu. Sıkça anlatılan bir olay da bir başka futbolseverin bir intihar notu bırakarak (Kuruluşundan beri Brancos taraftarıyım ve artık kötü gidişata dayanamıyorum) kendini vurmasıdır."

Galatasaray'ın bugünkü durumu için yukarıda yazılanlar biraz abartı gibi gelse de, futbolun insanlar üzerinde bıraktığı etkilerin bazı zamanlar akl-ı selimin önüne geçtiği bir ülkede yaşadığımız bir gerçek.

Arama Sonuçlar

Galatasaray yönetiminin 2011 yılı mart ayında mali-idari kongre öncesi açıkladığı borç-alacak farkı 438.814.598 Lira.

Galatasaray şu ana kadar Spor Toto Süper Lig'de oynadığı 25 maçın 12'sini kaybetti, 33 puanla 11. sırada.

Galatasaray Türkiye Kupası'nda Gaziantepspor'a elendi.

Galatasaray Avrupa'da yok. Önümüzdeki sene de olmayacak.

Stad açılışında kendi taraftarını herkesin gözü önünde siyasilere yem eden, taraftarının şahsiyetini ve onurunu koruyamayan bir başkana sahip Galatasaray.

Nike'ın Türkiye'deki üretim hakkı Bursa'da Biresseci firmasına ait. Bu firmanın sahibi ise Canaydın ailesi. Galatasaray'ı ticari faliyetlerime katmak istemiyorum diyerek hatırı sayılır şekilde kâr elde edebilecekken bunu elinin tersiyle iten rahmetli Özhan Canaydın'ın başkanlık koltuğunda şu an, TOKİ'nin Türkiye'nin dört bir yanında yürüttüğü faaliyetlere sahibi olduğu seramik şirketiyle iştirak eden biri oturuyor. O 'biri', stadın açılış konuşmasında Rahmetli Özhan Canaydın'a amiyane tabirle hakaret eden TOKİ başkanına çıkıp tek kelime söyleyemedi. Hayat tesadüflerle dolu değil mi?

Zamanında Bülent Korkmaz'ı, şimdi de futbolcu olduğu dönemde cezalı olduğu bir maç öncesi krampon temizleyen ve kendisine 'sen bu maçta cezalısın unuttun herhalde' dendiğinde, 'bunlar Emre'nin kramponları' diye cevap veren bir futbol & Galatasaray efsanesi Gheorghe Hagi'yi harcayan bir başkana sahip Galatasaray.

Aynı başkan geçtiğimiz hafta arasında kesinlikle istifayı düşünmediğini açıkladı.

Adnan Polat, defol git bu kulüpten.

11.3.11

Shakhtar Donetsk


Efendim,

1990-2010 arasında 20 senede toplam 25 Kupa
Sanırım her şeyi anlatıyor Shakhtar Donetsk hakkında…

Yorum yapmayı gerektirecek hiçbir şey olmamasına rağmen irdelenecek, sorgulanacak çok şeyin olduğu bir takım.

Kurulduğu 1936 yılından sonra, ilk kupasını kazanmak için tam 35 sene bekleyen bir takım. 1961 yılında kazanılan SSCB kupasından, 1980’lere kadar, yine bir 20 sene tekrar kupa kazanmayı bekleyen bir kulüp.

1990'lardan itibaren ise akılcı yönetim, kuvvetli altyapı, ve en önemlisi futbola yatırım yapmanın sonucunda, yavaş yavaş zirveyi zorlayan Turuncu-Siyahlılar, kuşkusuz bulunduğu yeri hak eden ender takımlardan biri aynı zamanda.

2003 yılına kadar futbolseverler, sadece CM’de bu takımı tanırken, şimdilerde adını sıkça Ulusal ve Uluslararası Kupaları kalırdırırken duyuyor ayrıca…

Altyapısı sayesinde kendi yıldızlarını yaratan, Scout’ları sayesinde Breziya’dan Bolivya’dan genç Latin oyuncuların, mix edildiği kadro, tamamen özgün bir taktikle oyununu sahaya sunuyor.

Neredeyse futbol mantığı tamamı ile farklı olan Balkan futbolcuların da, takıma harmanlanması sonucunda, hırçın, arzulu, istikrarlı bir kıvam ortaya çıkıyor…

Lucescu’nun futbol kurnazlığı ülkemizde nasıl yadırganıp eleştirildiyse, Shakhtar’lı oyuncular ise onu bir futbol profesörü olarak tanımlıyorlar. ‘’Rakip takımın nasıl bir oyun çıkaracağını dakika dakika bize, maç başlangıcında, soyunma odasında, anlatıyor’’ diyor oyuncular.

Dersine iyi çalışan, kurnaz, rakibi çok iyi analiz eden ve ölümcül oyuncu değişiklikleri yapan Lucescu, Donetsk şehri takımına hayat veriyor adeta…

2000’li yıllara özellikle kendi ülkesinde damgasını vuran Shakhtar’ın Avrupa macerası Lucescu ile başlamıyor aslında. SSCB’nin dağılması, Ukrayna futbolunun parlamasına sebeplerden sadece biri.

Esas bu makine gibi yapıyı hazırlayanlar ise bence Kon'kov (1987–89), Yaremchenko (1989–94), Salkov (1995) gibi Demirperde sisteminin, disiplini kendi öz çocukları. 2000 yıllarda kadrosunda bulundurduğu isimsiz yıldızlarla gelen başarı ise hepimizin gözleri önünde değil mi sizce?

Ayrıca CM oynayanlar bilirler, İsaak Okoronkwo, Julius Agahowa, Assane’n Diaye unutulmaz bilgisayar oyunu kahramanları bizleri çocukluğumuzda başarıdan başarıya koşturmuştu o yıllarda.

Makul fiyatlara yapılan çok iyi transferler sayesinde kadrosunu güçlendiren Ukrayna’nın Donets Şehrinin takımı, kendinden uzunca bir süre de söz ettirebilecek gözüküyor.

Ayrıca Şampiyonlar Ligi finaline şimdilerde, göz kırpıyor...

baki selamlar…
‘SHARK^

10.3.11

Futbol & Başarı


Efendim,

Öncelikle tek düşüncen futbol olacak,
Sadece futbol oynamayı düşüneceksin,
Bencillikten uzak olacaksın.

Paylaşmaktan kaçınmayacaksın. Sadece kendini değil takımı düşüneceksin. Zorlandığında kabul edip başarmaya endeksleneceksin. Rakibin sana ne yaparsa yapsın sadece düşüncen başta da söylediğim gibi futbol olacak. Karşındaki çirkinleşirse sen efendiliğini bozmayacaksın. Zor olanı yapıp susacaksın. Seni tahrik ettiklerinde gülmeyeceksin bile. Hani ‘’pokerface’’ derler ya öyle olacaksın.

En beklenmedik anda en derin ve devrimci pası atacaksın. Pası almak yerine, bir sonraki hamleni planlayacaksın. ‘’Nereye, nasıl vururum’’ yerine ‘’buraya vurursam gol olur’’ diyeceksin. Koşacaksın, çalışacaksın, inatçı olacaksın, yorulacaksın ama yılmayacaksın. Yıldız peşinde olmayacaksın, kendi yıldızını yaratacaksın. Yaratırken sabırlı olacaksın, ısrar edecek, gerekirse tavizsiz olduğunu ortaya koyacaksın. Doğruların olacak. Sadece sistemini belirleyecek ve ödün vermeden uygulayacaksın. Kim olursa olsun, değerinin sonundaki sıfır kaç tane olursa olsun sistemine uymuyorsa yollayacaksın.

Alt yapına önem vereceksin. Karşındaki ‘’dünyanın en iyi oyuncusu nerde ise, kaç para ise bastırır alırım’’ diyorsa bende ‘’dünyanın en iyi alt yapısını kurar yıldızımı ben yaratırım’’ diyeceksin. Başkalarının yetiştirdiklerine avuç dolusu para dökmek yerine alt yapını ‘’özkaynak düzeninde’’ oluşturacaksın.

Hakemleri bahane etmeyeceksin, konuşmayacaksın, sadece işini yapacaksın. Skandallar yerine başarıyı hep ön plana alacaksın. Gücünü idareli kullanmak yerine gücüne güç katmak için antremanlar yapacaksın. Futbolcuyu ön plana çıkarmak yerine futbolunu basit, yalın, takım oyununa dayalı, yıldız adaylarıyla oynayacaksın. Başkanının adını bile bilmeyecekler, şirket değil, futbol ruhu yaratacaksın.

Marka değerini korumak yerine, hep yukarıya çıkaracaksın. Yöneticilerin para bazlı değil, gönül bazlı olacak. Kişilikleri egolarının önünde olacak. Diğer takımların yöneticileri sana saygı duyacak, örnek alacak. Önünde ceketini formaliteden değil, başarılarınla ilikleteceksin.

baki selamlar...
'SHARK^

Tebrikler Tottenham!


Gönül isterdi ki iki ezeli rakip Arsenal'le Tottenham finalde karşı karşıya gelsin, unutulmaz bir Şampiyonlar Ligi finali izleyelim. Olmadı, Barcelona izin vermedi. Tarihleri boyunca Avrupa'nın 1. kupasında varlık gösterememiş bu Londra ekibi, 7 kez kupayı müzesinin en değerli yerinde saklayan A.C. Milan'ı eleyip rakiplerine bizi hafife almayın dedi. Daha ne kadar giderler belli olmaz ama Şampiyonlar Ligi'ni daha önce kazanamamış ekiplerin kupayı kazanması her zaman daha anlamlı olmuştur.

9.3.11

Mantalite Farkı

Seveni olduğu kadar nefret edeni de bol olan bir futbolcu David Beckham. Gerek özel yaşamıyla, gerekse futboluyla (artık pek kalmadı ama) uzun yıllardır Kraliyet Ailesi ile birlikte Britanya'da tabloid basının bir numaralı malzemesi.

Fransa 98'de Arjantin maçında gördüğü kırmızı kartın ardından 2001 yılında son saniyelerde attığı mükemmel frikikle Yunanistan maçında İngiltere'yi 2002 Dünya Kupası'na gönderene dek neredeyse her deplasman maçında ıslıklanan bir futbol starı Beckham.

L.A. Galaxy takımına transfer olduktan sonra Hollywood starı muammelesi gördüğü A.B.D'de henüz film çevirmedi ve İngiltere'ye dönmek istediği de artık bir sır değil. Hatta Major League Soccer'da ara verilince formunu kaybetmemek için Arsenal ve Tottenham takımlarıyla antremanlara bile çıkmışlığı var efsanenin. Acaba aynı şey ülkemizde olsa nasıl olurdu? Taraftar antremanı basıp aşağı almaz mıydı futbolcuyu?

7.3.11

Babalar ve Oğullar #1


Sergio, Katalan futbol emekçisi bir babanın oğlu.

Baba Carles Busquets, 1987 yılında Barcelona B takımında başladığı futbol hayatına 1990/99 yılları arasında Barcelona A takımında sürdürmüş bir kaleci. Futbol hayatına da Lleida takımında 2003 yılında noktayı koydu. Katalan bir futbol emekçisi olduğu tabiri ise Barcelona'da 9 yılda çıktığı yalnızca 79 maçtan ileri geliyor. 20 yaş üstü futbolseverler kendisini anımsayacaktır.

Oğul Sergio da babasıyla aynı kaderi paylaşmayı seçti. 2005 yılında rezerv takıma katıldı Sergio Busquets. Şu anki hocası Pep Guardiola onu 2007/08 sezonunda Barcelona B takımı kadrosuna aldığında 19 yaşındaydı. B takımıyla İspanya 3. liginde 25 maçta forma giydi, 2 de gol attı. Katalonya Kupası'nda forma giydi.

2008/09 yılında ise A takıma terfi eden Busquets, La Liga'da şimdiye kadar 78, 2009 yılından itibaren de İspanya Milli Takımı'nda 27 maça çıktı.

Gerektiğinde ön libero, gerektiğinde de stoper oynayabilen Sergio, fazla göze batmayan ancak faydalı ve hırslı futboluyla geleceği parlak olan oyunculardan. Bugünlere gelmesinde baba Carles'ın rolü de büyüktür hiç kuşkusuz. Bir takıma hayatını adamış olan bir baba ve onun izinde ilerleyen oğlu.

Barcelona = Hayat?

FC Barcelona vs. Arsenal FC


08.03.2011 tarihinde oynanacak Barcelona-Arsenal maçının iki takım için de ne kadar önemli olduğunu bir daha vurgulamaya gerek yok sanırım. Arsenal Emirates'teki maçı 2-1 önde bitirmesine rağmen, tur için Barcelona hala favori durumda.

Arsenal'de Song ve Walcott sakatlıkları dolayısıyla yarınki maçta yoklar. Wenger'e göre ise Van Persie %90 sahada olacak. Öte yandan Barcelona'da Puyol sakatlığı dolayısıyla oynayamayacakken, Pique ise kart cezalısı durumunda.

Defalarca dillendirilen Barcelona-Fabregas romantizmi ve olası flörtünden Fabregas da sıkılmış olacak ki;

"Ben özellikle burada yorumları susturmak veya birisini alt etmek için bulunmuyorum. Ben Arsenal'in kazanması için buradayım. Bazen insanların bunu istiyorum ya da bunu hissediyorum tarzında yorumlarını anlamakta güçlük çekiyorum. Ben Arsenal'in yenmesi için buradayım bu kadar" şeklinde net bir açıklama yapmış.

Umarız bu ikinci maç da en az birincisi kadar zevkli ve çekişmeli geçer ve bu iki futbol oynamayı çok seven takımdan daha iyi oynayan turu geçer.

2.3.11

Kaptan


Iniesta 2002 yılından beri Barcelona'da. Şimdiye kadar takımı adına 235 maça çıktı. U15'ten itibaren İspanya Milli takım formasını 101 kez sırtına geçirdi. Barcelona'da kaptanlık bandını ilk defa hafta sonu oynanan Mallorca maçında koluna takabildi.

Buradan Arda Turan'a, Emre Belözoğlu'na, Guti Hernandez'e ve üç büyük takımın yönetimlerine sevgiler.

Selam olsun Bülent Kaptan, Müjdat Kaptan, Rıza Kaptan.

22.2.11

İki Resim Arasındaki Tek Farkı Bulun


Real Madrid'e yakınlığıyla bilinen As gazetesi olayı artık iyice abarttı. Hafta sonu Barcelona'nın evinde kazandığı Athletic Bilbao maçının ilk golünde Alves'in ofsaytta olduğunu gösteren bir resim yayınladı. Ancak tek farkla. Ofsaytı bozan Bilbao'lu oyuncu yok! Gazete oyuncuyu ps yardımıyla kaldırmış.

"Neden insanlar Real yerine Barça'yı seviyor?" sorusunun cevaplarından yalnızca biri.

21.2.11

Kült #2 Bombonera


"Boca es mi religion, Maradona es mi dios, la Bombonera es mi iglesia."*
*Boca benim dinim, Maradona tanrım, la Bombonera da mabedimdir.

(Boca Juniors'un stadı Bombonera'nın girişinde yazan cümle)

Galatasaray 1:0 Bucaspor


Uzun bir aranın ardından parçalı formaya kavuşmak güzel. Hangi formanın giyileceğine karar veren insanların, maçlarda giyilmesiyle forma satışı arasında bir bağ olmadığını anlaması için ısrarla bekliyorum kendi adıma. Taraftarların en azından Galatasaray'ın kendi evinde oynadığı maçlarda parçalı formayı görmek istediklerini ne zaman anlayacaklar merak ediyorum.

Klâsik bir kendi evinde oynayan Galatasaray vardı sahada. Kewell ve Arda'nın yokluğunda kaliteden yoksun, buna rağmen mücadele gücü üst seviyede olan bir Galatasaray. Takımı sahada seyrederken dakika kaç olursa olsun, golün her an gelebileceği duygusu veriyor bu üst seviyedeki mücadele. Genelde de pozisyonlar bu sayede doğuyor. Topun peşini bırakmadan, ısrarla pozisyon kovalayarak. Ama kaliteden bahsetmek şu an için zor. Sezon başından beri oynanan 22 maçta atılan gol sayısı yalnızca 25. Genelde orta sahanın maçın sonucunu belirlediği günümüz futbolunda Barış-Ayhan-Sarp'ın bu sene yaklaşık 15-17'şer maçta oynadıkları bir takımda kaliteden ne kadar söz edilebilir tartışılır.


Yenilen gollere bakıldığında Galatasaray'ın en az gol yiyen 6. takım olduğu istatistiği çıkıyor karşımıza. Galatasaray ve Fenerbahçe'nin yediği gol sayısı eşit. Bu durum Galatasaray'ın puan sıralamasında neden alt sıralarda olduğunun da bir başka göstergesi. Yenilen gol sayısı Galatasaray'ı 8. sırada tutmak için geçerli bir sebep değil. Bu noktada takımın ofansif yöndeki eksikliği durumun baş aktörüdür.

Galatasaray her maçı kazanabilir de, kaybedebilir de. Maçın sonucunu, maç içindeki dinamikler ve faktörler belirliyor. Kalecinin hatalı bir gol yemesi, gol atma konusunda 3. bölgedeki oyuncuların beceriksizlikleri vs. Bucaspor maçı da aynı bu minvalde geçti. Buca gol noktalarında daha becerikli olsaydı tersi bir skor da çıkabilirdi ortaya.

Culio'nun her geçen gün kendine ve takıma çok şey kattığı da aşikâr.

Patrice Evra


Barcelona'nın önümüzdeki sene en zayıf halkası olarak gösterilen sol bek mevkisi için Evra'yı düşündüğü konuşuluyordu. Evra, United'la olan sözleşmesini 2014'e kadar uzattı. Bana göre kendisi şu an mevkisinin en iyisidir. Sağ bek Alves, sol bek Evra biraz ağır kaçardı hakkaten de.

18.2.11

Guardiola İngiltere'ye mi?


Hadi biraz tabloid gazeteciliği örneği sunalım. Aşağıdaki linkte vereceğim Guardian'ın spor sayfasındaki linkte, Arsene Wenger'in ardından gelen soruya Guardiola'nın akıcı sayılabilecek bir İngilizce ile cevap verdiğini görüyoruz. Bologna maçı sonrası çat pat İtalyanca ile Fatih Terim'in verdiği ayarı hatırlarsak, acaba Guardiola 1 senelik yenilenen kontratın ardından kendini bir İngiliz kulübünde de kanıtlamak mı istiyor? Eğer böyleyse benim favorim bu sene bekleneni veremeyen Chelsea'dir.

17.2.11

Dünyanın En Büyüğü?


Arsenal'in 1925-1934 yılları arasında görev yapan efsanevi menajeri Herbert Chapman göreve geldiği 1925 senesinde; "Bu kulübü dünyanın en büyüğü yapacağım*" diye hayli iddialı ve maalesef başarısızlıkla sonuçlanan bir söz söylemiş. Futbol bu, hayat bu, neyin ne olacağını kimse bilemez ama eğer Arsenal bu sene dünyanın en büyüğü olacaksa 16 Şubat 2011 Barcelona maçı bir kilometre taşı olarak hatırlanacaktır.

*"I am going to make this the greatest club in the world"

Yaşasın Yeni Kral!


Raúl artık Avrupa Kupaları tarihinin en golcü futbolcusu. Şampiyonlar Ligi 2. tur ilk maçında Valencia'ya attığı golle Inzaghi'yi solladı. Gol sayısı 71. Yaş 34, üzerine daha ne katacağı bilinmez ancak faal futbol oynayan takipçilerini düşünürsek(Ibrahimovic'in varlığı sebebiyle Filippo'ya pek ekmek çıkmaz) uzunca süre bir numara olarak kalacağı kesin gibi. Yakışır.

Avrupa Kupaları tarihinin en golcü 10 oyuncusu;
1 - Raul (Schalke 04) 71
2 - Inzaghi (AC Milan) 70
3 - Shevchenko (Dinamo Kiev) 64
4 - Müller 62
Nistelrooy (Hamburg) 62
6 - Henry (Red Bulls) 59
Larsson 59
8 - Eusebio 54
Del Piero (Juventus) 54
10-Di Stefan 50