
Hagi geldiği günden itibaren takıma iki şey kazandırmak istiyor. Birincisi takım ruhu, diğeri ise kadrodaki isimler doğrultusunda takım için en uygun olacak taktik düzeni.
Hagi takımda elini kolunu sallayarak gezen adam istemiyor. Savaşan, güçlü ve diri bir takım peşinde. Bu bakımdan Misimovic’i neden kadroda düşünmediği bir nebze olsun anlaşılabilir. Bu Misimovic’in kötü futbolcu olduğunu göstermez, aksine kendisinin Wolfsburg’a neler verdiği ve istatistikleri ortada. Ancak Hagi’nin ofans futbolcularından istediği şey ellerinden geldiği kadar defansif yönlerini de ortaya çıkarmaları. Hagi’nin isteği doğrultusunda devre arasında kadroya katılan Stancu ve Culio’da bu özellikleri görmek mümkün. Ayrıca bu iki futbolcunun özellikleri arasında başarıya aç olmaları ve kendilerini ispatlamak için çaba göstermeleri takıma olumlu yönde yansıyor. Diğer yabancılara baktığımızda da bu savaşçı kimlikleri görebiliyoruz.

Cana’nın amatör(olumlu anlamda) ve futbola yeni başlamış bir genç gibi mücadele örneği sergilemesi, Premier Lig tecrübeli Neill ve Kewell’ın profesyonel yaklaşımları takıma mücadeleci bir görünüm vermekte. Kâzım’ın bugüne kadar ligde gösterdiği performans da göz önüne alındığında çok daha istekli ve savaşçı bir kimliğe büründüğü de göze çarpıyor. Kasımpaşa’dan alınan Yekta Kurtuluş’un da bu özelliklerde bir futbolcu olduğu da hesaba katılırsa Hagi’nin transferleri hangi kıstaslarda yaptığı anlaşılabiliyor. Fizik kondüsyonun diğer liglerden daha çok ön plana çıktığı Spor Toto Süper Lig’de bunlar bir takımın futbolcularında olması gereken özellikler. Bu hafta oynanan Eskişehirspor maçında bu futbola ve başarıya aç, mücadeleci futbol yapısı Galatasaray’ın adeta dirilmesinde başrol oynadı.
Eskişehirspor maçında daha çabuk ve tek paslarla oynayan ve direncini 90 dakikaya yayma amacında olan bir Galatasaray vardı sahada. Frank Rijkaard’ın takımdan ayrılmadan önce uygulamaya çalıştığı, ancak kadro yapısının izin vermemesi nedeniyle vazgeçtiği 4-3-3 taktiğini Hagi benimsemiş gibi görünüyor. Önümüzdeki sezon kadronun nasıl şekilleneceği ve nasıl bir taktiğin uygulanacağı bilinmemekle birlikte, bu sezon sonuna kadar Hagi’nin 4-3-3 taktiği üzerinde karar kıldığı anlaşılıyor. Hafta içi kupada oynanan Gaziantepspor karşılaşmasından sonra Eskişehirspor maçında da taktik diziliş aynıydı. Yalnızca sağbekte Serkan Kurtuluş Sabri’nin yerini aldı, Sabri de Yekta’nın yerine ortadaki üçlünün sağındaydı. Maç geneline baktığımızda şu diziliş vardı;
Zapata
Serkan – Servet – Cana – Hakan
Sabri – Neill – Culio
Kâzım – Kewell – Stancu
Bu kadroyu baz aldığımızda normalde oynadığı mevkilerden farklı yerde oynayan 4 isim göze çarpıyor. Neill-Cana ikilisi ve Stancu-Kewell ikilisi.
Hagi’nin Neill’i defansın önünde, Cana’yı da stoper olarak oynatması Neill’in yüksek pas yüzdesiyle açıklanabilir bir durum. Eskişehirspor maçında bu değişimin takıma olumlu yönde katkı yaptığı söylenebilir. Cana’nın savaşçı yapısı ve rakip santroforu yıpratması stoper oynarkenki olumlu yönleri. Pozisyon almada kendi mevkisi olmaması sebebiyle bazı sıkıntıları var. Geriden top çıkarma konusunda ise Neill kadar başarılı olduğunu söylenebilir.

Diğer ikili ise Stancu-Kewell. Eskişehirspor maçında Kewell’ı nokta santrafor, Stancu’yu ise ileri üçlünün solunda seyrettik. Hagi’nin Stancu’yu solda kullanmasının nedeni sağ ayaklı olması ve içeriye katederek attığı şutlar olarak göze çarptı bu maçta. Ayrıca Stancu’nun şutlarında kaleyi bulma yüzdesinin yüksek olduğu ve ayağının düzgün olduğu rahatlıkla söylenebilir. 4-3-3 taktiğinde bu dizilişi iyi uygulayan takımlar baz alındığında öndeki üçlünün sürekli yer değiştirdiğini ve belirli bir nokta santrafor olmadığını görürüz. Bu bakımdan öndeki üçlünün aralarındaki uyum ve pas alışverişleri çok önemli. Stancu ve Kâzım devre arasında takıma katıldılar ve Kewell’ın da bu iki futbolcuyla oynadığı 2. maçtı Eskişehirspor maçı. İlerleyen haftalarda yakalanan uyumla bu taktiğin ne kadar verimli olacağı görülecektir.
4-3-3 taktiğinde ortadaki üçlünün önemi çok büyük. Bu üçlünün pas yüzdesi yüksek olmalı, defansif özellikleri kadar ofansif özellikleri de kendilerinde barındırmaları ve aynı zamanda mücadeleci kimlikte olmaları gerekmekte. Eskişehir maçındaki üçlüde (Sabri-Neill-Culio) bu özellikler vardı ve bu, maçın Galatasaray lehinde bitmesinde büyük rol oynadı. Bu noktada Culio’ya özel bir parantez açmak gerekiyor. Culio bir taraftarın futbolcuda olmasını istediği çoğu niteliği taşıyor. Çok süratli olmasa da atik ve çevik, gerektiği yerde top saklayabilen, çok teknik olmasa da top hakimiyeti oldukça yüksek, sorumluluk alabilen, iyi pas dağıtan, hem defansif hem de ofansif anlamda kaliteli bir futbolcu. Şu an sol iç oynaması sebebiyle pek fazla göremesek de şutlarının iyi olduğunu belirtelim. Kendisi bana göre uzun yıllar Galatasaray’a hizmet edecek ve taraftarın sevgilisi olacaktır. En azından azmi ve yetenekleriyle bunu hak ediyor.
Yine bu dizilişi ele alacak olursak, kanatlar oyun plânında önemli bir yer tutuyor. Eskişehirspor maçına baktığımızda, sağda Serkan-Sabri-Kâzım üçlüsünün, solda ise Hakan-Culio-Stancu üçlüsünün iyi bir oyun ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Culio-Stancu arasındaki uyum oldukça göze çarptı. Bu da Galatasaray için ofansif anlamda olumlu bir gelişme.

Eskişehirpor maçında sahadaki oyuna bakınca Galatasaray adına olumlu düşünmemek için bir sebep yok. Baros şu an tamamen iyileşmiş durumda, ileride takıma katılacak olan Arda ve Pino’yla birlikte ofansif anlamda oldukça geniş bir yelpaze olacak Hagi’nin elinde.
Yeni stad ve iştahlı-umutlu Galatasaray taraftarını da göz önünde bulundurursak, Ziraat Türkiye Kupası çeyrek final ikinci maçı olan Gaziantepspor maçı ve önümüzdeki sezon kadrosunun temellerini atmak açısından güzel günler bekliyor Galatasaray’ı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder